13/9/2007

Kent Siirleri 3

isimsiz

kentler korkaklık için vardır sevgilim
paslı bir maymuncukla açmaya geldim
kilitledikçe çoğalan kapılarını
utanç içeri kaçacak şimdi ceplerimden
gizsel zamanların odandadır hep bilirim
ve her akşam
şefirlerarası bir yolculuk başlar evine
sayamayacağım kadar çok
otobüs durağı vardır yolunda
ansızın bastırır karanlık korkaklık için
çünkü korkaklık bir şehirdir ölmeden
ağlanmayan

herkes geç kaldığı kadar varır hayata
ve kavgadan tehirli bir hayat
ıskalanmış bir sevdanın çarpık bir
hüzünle yanaşmasıdır istasyonlara
bu saatlerde aşka bulanmak
ikizini bulmaktır oralarda
herşey yeniden konumlanır
en kanadığın yerden başlarsın
kendini onarmaya
ki unutmak kendini onarmaktır
yeni yaralar açarak içine
bütün bulvarları bu şehrin
korkaklığa durur öylece

irem işi bir bozgun getirebildim ancak sana
şimdi bir ağlasam
kahkahası olurum bütün bir şehrin
bana sakın bağırma
do minör bir çığlık yutkunurum
sahipli bir bakış ekleyerek kimlğime çıkarım
bu kentten
bir çarşı kalabalığında dağılır yüzüm
ban istanbul ağlarım
asırlardır içimdeki karanlığa düşüyorum
perçemine tutunabilir miyim bu sefer
hüzünlü çocukluğuna uzattığın
saçlarını kesmişler bu şehirde
şimdilerde kısaymış saçların acıların

ama düşlerini çalıyorlar çekmecenden
sen uyanmıyorsun
gerçeğe uyutup yalana uyandırıyorlar bizi
inançların coplandığı bir ülkede yaşıyoruz
kaypak ve mürteci şehirlerden geçiyoruz
korkaklık bir anıt buralarda
her veda bir infilak

yüzünün tek yarısını alıyor
kalanını marmarada yüzdürüyorum
oysa senle hiç vapura binmedik

o son sözü itiraf olan şiirim
severek kaçışımdır senden
şaşırma ve acı çekme ne olur
en sustuğun yerde sen oldum sen kaldım ben
sana dokunmak
sana dokunmak yasak benim dinimde
korkaklık herp büyütecektir bu şehri
korkma ve sen sana gözlerimden bak
gör nasıl seveceksin kendini


Kahraman Tazeoğlu

13/9/2007

Kent Şiirleri 2

Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlâsı bozuk, üşümüş ve kirli bir çocuk
olurum
seni düşünürken
ömrüme iliştirdigim martı leşleri
yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar
ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum
belki de bundan
her gece yorganımın altinda sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra
babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için
eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma
bir sessizlik oluyor agzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardinda yüzün
sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum

oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz degil
son yalnızı benimdir bu kentin

istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocuklugunu
agzıma bir bulut bulaşsa da
yoklugundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorlarin ortasindan
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım

sona kalirdim
sonra kanardim

yagmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli aglama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende herşeyken

canım
yastıgının altında biriktirdigin yalnızlıkların
kendine varlaşıp
bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan
o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar
yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil


Kahraman Tazeoğlu 

Kategorilerim

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı